bir şehrin fırtınaya uyanışı

Bayram, öncesinde cancanın babasının vefatı ve sonrasında cancanın kardeşinin nikahı dolayısıyla 10 gün kadar İzmirdeydim. Hüzünlü, gözyaşlı, öfkeli, buruk sevinçli günlerin ardından bu pazartesi cancanı memleketimizde bırakıp İstanbula dönmek üzere sabah 7 uçağına bindim. Amacım işe gitmeden önce uçakta biraz kestirip yorgunluk atmaktı. Aşağıdaki manzarayı gördüğümde artık uyumam imkansızdı. İşte bu manzara fırtına öncesindeki bir şehrin güne uyanışıydı.

 

 

Kayınpederimin vefatı bana uzağında yaşadığım babamın değerini bir defa daha hatırlattı. Sevdiklerimin yanında yaşlanma, en değerli günleri o değerli varlıkların yanında geçirme hevesi yine sardı her yanımı. Bazı şeyler karşısında çaresiziz. Yani ölüm karşısında. Birşeyler onunla gidiyor ve asla bir daha aynı olmuyor. Ne kadar yakın olmasan da onun bir yerlerde olduğunu bilmenin verdiği güven onu yitirdiğinde seni öyle bir sarsıyor ki herşeye güvenini yitiriyorsun. Ve anlıyorsun ki aslında hiçbirşey senin elinde değil. Kader var... Birileri senin için birşeyler yazmış, sen onu oynuyorsun. Bazı şeylerin önüne geçemiyorsun. Çare yok!

 

Çok sevdiği babasının ani kaybına rağmen dimdik ayakta durarak nikah masasına oturan canım İlknur ve sevgili Emre... Bu kadar hoş iki insan için ancak geçmişe sünger çekip mutluluklar dilemekten başka bir söz kalmıyor...

 

Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !