OLDBOY

Hayatta büyük konuşmamak lazım. ben uzakdoğu filmlerine acayip önyargılı yaklaşırdım. Alt yazılı da izleyememiyorum, dillerini de bilmiyorum, istediğim gibi anlayamazdım. Sonra Ring ve Garez gibi -bence- iki kötü örnek tümden soğutmuştu çekik gözlüleri. Ben ki 4 yıldır Korelilerle çalışıyorum ama öyle farklılar ki alışmadım hala kültürlerine. Neyse önyargımı kıran film RAN olmuştu. Akira Kurosawa ustanın ustaca başyapıtı. Ama hemen kendimi kapıp koyvermedim öyle tek filmle. Diğer taraftan da sürekli takipteyim. Hollywood ustaları bile (Martin Scorsese-The departed son örneğidir) son zamanlarda bir uzakdoğu tekrar çevrimleri trendi yaşıyorlar.
Haftasonu 3 film birden kuşağı yaptık cancanla. Yine izmire gideceğinden aşırı dozda dvd vakası vardı bu hafta. Ne zamandır "Oldboy-İhtiyar Delikanlı" diye bir film tutturuyordu, sonunda pes ettim, izledik. Güney Kore yapımı, "Ölmeden Önce izlenmesi gereken 1001 film"den biri. Tabii mecbur yine dublajlı izledik. Böyle bir duygusal işkence, kemikleşmiş intikam, etkileyici görsellik, müzik seçimi ve tüyler ürperten bir son. Ve batılı türevlerinden son derece farklı bir anlatım. Belki bizi kendine çeken de bu alışılmışın dışındalık.
Konu son derece yalın; bir adam nedenini bilmeksizin tam 15 yıl bir binada hapsediliyor. Kaçtığında bu hapsin nedenini bulmak için sadece 5 günü var. Şiirsel dövüş sahnesinden sonra en çarpıcı kareler başrol karakterinin suşi barında canlı canlı ahtapot yemesiydi. Nitekim yönetmen Chan-wook Park, Cannes Film Festivalindeki jüri büyük ödül teşekkürü sırasında hayatını feda eden bu dört ahtapotu es geçmemiş.
Ama hala uzakdoğu sineması muhteşemdir diyemiyorum nedense... Belki birkaç film sonra. Nitekim gözlerim başka filmler aradı arşivden, bir sonraki durak "Boş Ev" olacak gibi gözüküyor. Belki o zaman uzakdoğu sineması hakkında nihai kararımı verebileceğim.
 


Yorum Yaz
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !